Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) her 31 çocuktan birinde görüldüğü belirtildi. Uzmanlar, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan OSB’de erken teşhisin önemini vurguluyor.
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun (OSB) erken çocukluk döneminde ortaya çıkan nörogelişimsel bir durum olduğunu bildirdi. Güncel epidemiyolojik verilere göre OSB, her 31 çocuktan birinde görülüyor. Büyükceran, bu artışın artan farkındalık ve erken değerlendirme imkanlarıyla bağlantılı olduğunu vurguladı.
Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, Otizm Spektrum Bozukluğu’nun sosyal iletişim güçlükleri ile sınırlı, tekrarlayıcı davranış örüntüleriyle karakterize olduğunu belirtti. Her çocukta farklı klinik görünümler sergileyebilen bu durum için erken belirtilerin dikkatle izlenmesi önem taşıyor. Erken çocukluk döneminde isme tepki vermeme, göz teması zorluğu ve dil gelişiminde gecikme gibi bulgular erken tanı sürecini hızlandırıyor.
Otizm tanısı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından konuluyor. Tedavi ve izlem süreci ise dil ve konuşma terapistleri, özel eğitim uzmanları ve diğer disiplinlerin katılımıyla multidisipliner bir yaklaşımla yürütülüyor.
Tanılama süreci tek bir görüşmeyle sınırlı kalmıyor. Ayrıntılı gelişim öyküsü alınıyor, çocuğun doğal ve yapılandırılmış ortamlarda klinik gözlemi yapılıyor. Gerektiğinde standardize değerlendirme araçları kullanılarak tanı konuluyor.
Bu süreçte aileden alınan bilgilerle çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışı ve tekrarlayıcı örüntüleri ayrıntılı biçimde değerlendiriliyor. Uzmanlar, kapsamlı bir analizle doğru tanının konulmasını sağlıyor.
Uzm. Dr. Büyükceran, tanı sürecindeki gecikmelerin müdahale sürecini doğrudan etkilediğini vurguladı. Erken çocukluk döneminin beyin gelişimi açısından en yüksek nöroplastisite dönemi olduğunu belirtti.
Bu dönemde başlanan müdahaleler, çocuğun iletişim becerileri, sosyal etkileşimi ve uyumsal işlevselliği üzerinde belirgin kazanımlar sağlıyor. Tanının gecikmesi ise kritik gelişimsel pencerenin kaçırılmasına ve müdahale etkinliğinin azalmasına yol açabiliyor.
Erken dönemde başlatılan müdahalelerin uzun vadeli işlevsellik üzerinde belirgin etkileri bulunuyor. Erken çocukluk döneminde aile katılımını içeren bireyselleştirilmiş eğitim programları önem taşıyor.
Bu programlar sözel olmayan iletişim becerileri ile dil ve konuşma terapilerini içeriyor. Okul çağında sosyal beceri eğitimleri öne çıkarken, ergenlik ve yetişkinlik döneminde bağımsız yaşam ile mesleki becerilerin geliştirilmesine odaklanılıyor.
Bireye özgü yapılandırılmış müdahale programları; iletişim, sosyal uyum ve günlük yaşam becerilerinde anlamlı ilerlemeler sağlayabiliyor. Bu yaklaşımlar, otizmli bireylerin yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor.
Uzm. Dr. Büyükceran, psikofarmakolojik tedavilerin otizmin çekirdek belirtilerine yönelik olmadığını ifade etti. Bu yaklaşımların daha çok eşlik eden klinik durumların yönetiminde kullanıldığını belirtti.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon veya uyku sorunları gibi durumlar varlığında ilaç tedavileri gündeme gelebiliyor. Şiddetli davranış problemleri de ilaç kullanımını gerektirebiliyor.
Ancak bu tedaviler her zaman eğitsel ve psiko-sosyal müdahalelerle birlikte, destekleyici nitelikte uygulanmalıdır. Uzmanlar, bütüncül bir yaklaşımın önemini vurguluyor.
Flash İzmir, İzmir ve Ege Bölgesi başta olmak üzere Türkiye ve dünyadan son dakika gelişmelerini hızlı, doğru ve tarafsız habercilik anlayışıyla okuyucularına sunan dijital haber platformudur.
Yorum Yap