İlişkiler üzerine konuşmak kolaydır; sevgi, bağlılık, güven ve sadakat üzerine hemen herkesin söyleyecek bir sözü vardır. Fakat bir ilişkinin insan ruhunda açtığı görünmez yaraları anlamak çok daha zordur. Özellikle uzun…
İlişkiler üzerine konuşmak kolaydır; sevgi, bağlılık, güven ve sadakat üzerine hemen herkesin söyleyecek bir sözü vardır. Fakat bir ilişkinin insan ruhunda açtığı görünmez yaraları anlamak çok daha zordur. Özellikle uzun süren çatışmaların, duygusal ihmalin, değersizlik hissinin ve ayrılıkların depresyonla kesiştiği noktada mesele artık yalnızca “iki insanın anlaşamaması” olmaktan çıkar.
Bu konuyu, 15 Kasım Kıbrıs Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER ile konuştuk. Psikoloji, sosyal psikoloji, insan ilişkileri ve toplumsal davranış alanındaki akademik çalışmalarıyla tanınan Yıldırımer’in, özellikle insan ilişkileri üzerine uluslararası bilimsel platformlarda yayımlanmış ve farklı ülkelerde akademik çevrelerin dikkatini çekmiş çalışmaları bulunuyor. İlişkileri yalnızca “aşk” üzerinden değil; bağlanma, kişilik, yalnızlık, kayıp, toplumsal değişim ve insanın kendisiyle kurduğu ilişki üzerinden değerlendiren Yıldırımer’e bu kez oldukça doğrudan sorular yönelttik. Bu noktada örneğin İzmir psikolog önerileri üzerine araştırma yapan kişilerin yalnızca popülerlik veya yorumlara değil; uzmanın eğitimine, uzmanlık alanına ve uyguladığı terapi yaklaşımına da dikkat etmesi önemlidir.
Elbette ilişki deneyimleri ruhsal iyilik hâlini derinden etkileyebilir. Ancak burada çok dikkatli konuşmak gerekir. Depresyonu tek bir nedene bağlayamayız. Biyolojik, psikolojik ve sosyal pek çok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bununla birlikte uzun süre değersiz hissettiğiniz, sürekli eleştirildiğiniz, duygusal olarak görülmediğiniz veya kendiniz olmaktan vazgeçtiğiniz bir ilişki ciddi bir psikolojik yük oluşturabilir.
Bazen insan ilişkiyi kaybettiği için değil, o ilişkinin içinde kendisini kaybettiği için çöker.
Özellikle bu belirtiler süreklilik gösteriyorsa psikolog veya psikiyatrist değerlendirmesi gündeme gelebilir. Terapi araştırması yapan kişilerin merak ettiği konulardan biri de doğal olarak maliyettir. İzmir psikolog fiyatları uzmanın deneyimi, seans süresi, kullanılan yaklaşım ve görüşmenin yüz yüze ya da çevrim içi yapılması gibi çeşitli faktörlere göre değişebilir. Fiyat kadar, alınacak hizmetin niteliğini değerlendirmek de önemlidir.
İnsan başlangıçta küçük tavizler verir. “Sorun çıkmasın” der, susar. Sonra biraz daha susar. Bir süre sonra kendi ihtiyaçlarını söylemekten çekinmeye başlar. Ardından karşı tarafın tepkilerine göre yaşamaya başlar.
İşte tehlikeli nokta burasıdır.
Sağlıklı ilişkide insan değişebilir ama silinmez. İlişki sizi dönüştürebilir fakat kişiliğinizi ortadan kaldırmamalıdır. Eğer sürekli “Bunu söylersem kızar mı?”, “Böyle davranırsam beni terk eder mi?”, “Onun istediği kişi olabilirsem beni daha çok sever mi?” diye düşünüyorsanız artık ilişkinin yanında başka bir mesele daha vardır: kendinizden uzaklaşmaya başlamışsınızdır.
Çünkü insan her zaman kişiye bağlanmaz; bazen ihtimale bağlanır.
“Belki değişir.” “Eskisi gibi olur.” “Biraz daha sabredersem düzelir.”
İnsan çoğu zaman bugünkü ilişkiyi değil, ilişkinin bir gün dönüşeceğine inandığı hâlini bekler.
Bir de emek meselesi var. Beş yılını, on yılını vermiş bir insan, ayrılığı yalnızca partnerini kaybetmek olarak yaşamıyor. Geçmişini, hayallerini, planlarını ve verdiği emeği de kaybediyormuş gibi hissediyor.
Bu nedenle bazı insanlar sevgiden çok, kaybettiklerini kabul edemedikleri için kalırlar.
Hayır. Çok sevmek tek başına problem değildir. Asıl mesele kişinin sevgi içerisinde kendisine ne yaptığıdır.
Bir insan sizi çok sevebilir ve aynı zamanda sınırlarını koruyabilir. Fakat sevgiyi “Onsuz yaşayamam” noktasına taşıdığınızda sevginin içerisine bağımlılık, terk edilme korkusu ve benlik kaybı karışabilir.
Ben sevginin ölçüsünü “Senin için nelerden vazgeçtim?” cümlesinde aramıyorum.
Daha sağlıklı soru şudur:
“Seni severken ben hâlâ kendim olarak kalabiliyor muyum?”
İnsanın artık hiçbir şeyi düzeltmek istememesi.
Kavga etmek bile bazen ilişkinin hâlâ önemsendiğini gösterir. İnsan anlatır, kızar, itiraz eder. Fakat bir noktadan sonra tamamen susuyorsa, hiçbir şeyden keyif almıyor, sürekli yorgun hissediyor, sosyal çevresinden uzaklaşıyor, uyku veya iştah düzeninde belirgin değişiklikler yaşıyor ve hayatın diğer alanlarına karşı da ilgisini kaybediyorsa bunu sadece “ilişki problemi” olarak küçümsememek gerekir.
Özellikle bu belirtiler kalıcı hâle geliyorsa profesyonel değerlendirme önemlidir.
Bazı çiftlerde sorun bireysel bir psikolojik problemden ziyade iletişim biçimleri ve ilişkinin kendi dinamikleriyle bağlantılı olabilir. Böyle durumlarda bireysel terapi yerine çift veya İzmir aile terapisi seçenekleri hakkında bilgi edinmek gündeme gelebilir. Ancak uygulanacak yönteme çiftin veya ailenin ihtiyaçları değerlendirilerek karar verilmesi gerekir.
Bunun herkes için tek bir cevabı yok. Fakat ayrılık acısıyla, sürekli örselenmenin yarattığı acı arasında önemli bir fark vardır.
Ayrılık acısı çoğu zaman yas içerir. İnsan zaman içerisinde kaybı anlamlandırabilir.
Ama kişinin her gün değersizleştirildiği, küçümsendiği veya sürekli belirsizlik içerisinde tutulduğu bir ilişkide yara tekrar tekrar açılabilir.
Bazen bir insanın hayatındaki en büyük kayıp, birinin gitmesi değildir. Kendisinin yıllarca kendisine dönememesidir.
Çünkü modern insanın seçenekleri arttı fakat tahammül kapasitesi aynı oranda artmadı.
Sosyal medya bize sürekli başka hayatları, başka bedenleri, başka ilişkileri gösteriyor. İnsan kendi ilişkisinin sıradan günlerini, başkasının en güzel birkaç saniyesiyle karşılaştırıyor.
Sonra şu yanılsama oluşuyor: “Demek ki daha iyisi mutlaka var.”
Oysa uzun ilişkiler yalnızca büyük aşklardan oluşmaz. Sıradan salı akşamlarından, hastalıklardan, ekonomik sıkıntılardan, sessizliklerden, yanlış anlaşılmalardan ve yeniden birbirine dönme becerisinden oluşur.
Bugünün önemli problemlerinden biri, insanların ilişki istemesine rağmen ilişkinin gerektirdiği duygusal sorumluluğu taşımakta zorlanabilmesidir.
Olabilir. Depresyonda ilgi ve haz kaybı görülebilir. Kişi daha önce sevdiği birçok şeye karşı isteksizleşebilir; buna ilişkisel yakınlık da eşlik edebilir.
Bu nedenle partnerin her geri çekilişini hemen “Beni artık sevmiyor” şeklinde yorumlamak doğru değildir.
Fakat bunun tersi de önemli: Her ilişki problemini depresyonla açıklamak da doğru değildir.
İlişkisel problem başka şeydir, klinik değerlendirme gerektiren ruhsal tablo başka şeydir. Bazen ikisi aynı anda bulunabilir. Bu ayrımı sosyal medya cümleleriyle değil, gerektiğinde uzman değerlendirmesiyle yapmak gerekir.
Bence kendisine şu soruları sormalı:
Ve belki de en önemlisi: Bu ilişkiye başladığım zamanki ben ile bugünkü ben karşılaşsaydı, birbirlerini tanırlar mıydı?
Bu son soru bazen çok şey anlatır.
İlişki sorunlarının depresyon, yoğun kaygı, travma veya başka psikolojik problemlerle iç içe geçtiği durumlarda uygun uzmanı seçmek önemlidir.
İnternette İzmir terapist şeklinde yapılan bir arama çok sayıda seçenek çıkarabilir. Ancak “terapist” ifadesinin tek başına kişinin eğitim ve yetkinliğini göstermediği unutulmamalıdır. Uzmanın mezuniyeti, mesleki unvanı, aldığı terapi eğitimleri, çalıştığı problemler ve gerektiğinde hangi sağlık profesyonellerine yönlendirme yaptığı incelenmelidir.
Psikolojik destek sürecinde danışan ile uzman arasındaki terapötik uyum da sürecin önemli bileşenlerinden biridir.
Öncelikle hayatıyla ilgili büyük kararların tamamını tek bir kötü günün duygusuyla vermemesini söylerim.
Ama acısını da küçümsememesini isterim.
İnsan bazen güçlü görünmeye çalışırken yardım istemeyi geciktiriyor. Oysa profesyonel destek almak güçsüzlük değil, yaşadığınız şeyi doğru anlamaya yönelik bir adımdır.
Ve şunu özellikle söylemek isterim:
Bir ilişkiyi kurtarmaya çalışırken kendinizi kaybetmeyin. Çünkü hiçbir sevginin bedeli, insanın kendi hayatından vazgeçmesi olmamalıdır.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER ile yaptığımız söyleşiden geriye belki de en güçlü biçimde şu cümle kalıyor:
“Bazen insan ilişkiyi kaybettiği için değil, o ilişkinin içinde kendisini kaybettiği için çöker.”
Yıldırımer’in ilişkilere yalnızca “kim haklı, kim haksız?” penceresinden bakmaması; aşkı insanın benliği, yalnızlığı, bağlanma biçimi ve ruhsal dünyasıyla birlikte değerlendirmesi, çalışmalarındaki yaklaşımın da belirgin taraflarından biri.
Belki de bu röportajın bize bıraktığı soru tam olarak budur:
Birini severken, kendimizden ne kadar uzaklaşabiliriz?
Flash İzmir, İzmir ve Ege Bölgesi başta olmak üzere Türkiye ve dünyadan son dakika gelişmelerini hızlı, doğru ve tarafsız habercilik anlayışıyla okuyucularına sunan dijital haber platformudur.
Yorum Yap